Hakkımızda

Deneyimli bir hukuk ofisi olarak, müvekkillerimiz için alanında uzman personellerden oluşan bir ekiple çalışmaktayız. Aile Hukuku, Arabuluculuk, Ceza Davaları, İcra Davaları, Tüketici Davaları alanlarında profesyonel çözüm ortağınız oluyoruz.

Ekibimiz

Şanal Hukuk; 360 derece hizmet prensibiyle çalışan, alanlarında akademik ve mesleki deneyime sahip uzman ekibi ile müvekkillerine özgün hukuk hizmeti sağlamaktadır.

Faaliyet Alanlarımız

Amme Alacakları


       Amme alacağı kamu alacağı anlamına gelmektedir. Amme alacaklarının takip ve tahsili, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılmaktadır. Kamu alacağı, Devlete, İl Özel İdarelerine, Belediyelere ait olan vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer’i kamu alacakları olarak sayılmıştır. Ödemeler, www.gib.gov.tr uzantılı internet sitesi üzerinden anlaşmalı bankaların kredi kartları, banka kartları veya banka hesabından; yabancı ülkede faaliyet gösteren bankaların kredi kartları, banka kartları ve diğer ödeme yöntemleri; anlaşmalı bankaların şubelerinden, alternatif ödeme kanallarından (İnternet Bankacılığı, Telefon Bankacılığı, Mobil Bankacılık vb.), PTT işyerlerinden, tüm vergi dairelerinden, yapılmaktadır. Ödeme emrinde yer alan alacağın, süresinde içerisinde ödenmeyen kısmı için vadenin bitim tarihinden ödendiği tarihe kadar hesaplanan aylık %2,5 gecikme zammı ile birlikte ödenmesi gerekmektedir. Aşağıdaki nedenler ile ödeme emrine karşı dava açılabilmektedir. Bunlar:
- Ödeme emrini alan mükellefin böyle bir borcu olmadığı,
- Borcunu kısmen ödediği,
- Borcunun zamanaşımına uğradığı,
Durumlarda ödeme emrinin mükellefe tebliğ edildiğ tarihten itibaren 15 gün içerisinde vergi mahkemesinde dava açma hakkı bulunmaktadır. Borcun tamamı için dava açılabileceği gibi borcun sadece belirli bir kısmı için de mükellef(borcu ödemekle yükümlü olan kişi) dava açabilme hakkına sahiptir. Bu durumda borçlu, dava dilekçesinde davayı açtığı kısmın türünü ve tutarını açık ve net şekilde belirtmelidir. Aksi takdirde dava açılmamış sayılmaktadır. Borcun bir kısmı veya hepsi için dava açıldıktan sonra icari işlemler dava açılmıl olmasına karşılık durmaz. Yani mükellef hakkında işlemler veya süreler işlemeye devam etmektedir. Ancak ve ancak davayı gören mahkemece “Yürütmeyi Durdurma Kararı” verildiği takdirde kararın verildiği işlemler veya süreler hakkında durmaktadır. Açılan davada mükellef kısmen veya tamamen haksız çıkar ise, böyle bir durumda borçludan haksız çıktığı borcun tutar %10 zam ile tahsil edilmektedir. Mükellef borcun tamamına veya bir kısmına karşı vergi mahkemesinde açtığı davanın tamamen veya kısmen reddi durumunda, ret kararının kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 gün içinde mal bildiriminde bulunmak mecburiyetindedir. 6183 sayılı AATUHK md. 60 “Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu, 15 günlük müddet içinde borcunu ödemediği ve mal bildiriminde de bulunmadığı takdirde mal bildiriminde bulununcaya kadar bir defaya mahsus olmak ve üç ayı geçmemek üzere hapisle tazyik olunur.” belirtilmiştir. Devamında hapisle tazyik kararı, ödeme emrinin tebliğini ve 15 günlük müddetin bitmesini mütaakıp tahsil dairesinin yazılı talebi üzerine icra tetkik mercii hakimi tarafından verileceği belirtilmiştir. Belirtilen kararlar Cumhuriyet Savcılığınca derhal infaz olunmakla birlikte, İcra tetkik mercii hakimi tarafından verilen hapsen tazyik kararları her türlü harc ve resimden muaf tutulmuştur. 6183 sayılı AATUHK md.61 “Mal bildiriminde, malı olmadığını gösteren veyahut borca yetecek kadar mal göstermemiş olan borçlu, sonradan edindiği malları ve gelirindeki artmaları, edinme ve artma tarihinden başlıyarak 15 gün içinde tahsil dairesine bildirmeye mecburdur.” Şeklinde belirtilmiştir. Sonradan edinilen mallarını ve malvarlığındaki artışlarını belirtilen süre içinde bildirmeyerek kamu alacağının tahsiline engel olan veya tahsilini zorlaştıran mükellefler, bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaktadır.





Dolandırıcılık


       Dolandırıcılık suçu basit veya nitelikli olup olmadığına bakılmadan re’sen kovuşturulan bir suç tipi olaraak kabul edilmektedir.
Görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi’dir. Eylemin oluştuğu an; hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma, mağdurun veya başkasının zararına olma, kendisine veya başkasına bir yarar sağlanmış veya sağlamış olmak şartlarının sağalanmış olması gerekmektedir. Hile, mağdurun iradesi üzerinde etkili olarak onu hataya düşürecek nitelikte olmalıdır. Bu hileli davranışlarla aldatma sonucunda bir zarar oluşmuş olmalıdır. Zarar bir başkasında da oluşabilmektedir. Açıklamak gerekirse, hileye mağdur kalarak aldatılan kişi mağdur kabul edilmekle birlikte, malvarlığında azalma olan kişi ise suçtan zarar gören olarak nitelendirilir. Aynı şekilde yararın da yine faille sınırlı kalması beklenmemektedir. Yarar bir başkasının malvarlığı üzerinde de doğabilmektedir. Yararın fail üzerinde doğması gerektiği bir kıstas olarak kabul edilmemektedir. Dolandırıcılık, TCK madde 157 hükmüne göre “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak.” şeklinde belirtmiştir. Bu suç tipinde teşebbüs mümkündür. Failin aldatmaya yönelik başlamış olduğu hileli davranıları ile icra hareketi başlamış kabul edilmektedir. Suça iştirak mümkündür. Kendisine sadece haksız menfaat sağlanmış olması suçun hareket kısmına iştirak edilmemiş ise cezalandırılmamaktadır. Zincirleme suç uygulanabilmesi için; birden fazla dolandırıcılık eyleminin aynı kişiye karşı işlenmiş olması şartı aranmaktadır. Suçun faili herkes olabilecektir. Fakat fiilin TCK md. 158/1-h,i’ye göre sayılan kişiler tarafından işlenmesi cezayı ağırlaştırıcı sebeplerden kabul edilecektir.

Cezayı Ağırlaştırıcı Sebepler TCK. Md. 158’de;
a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi
b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle işlenmesi
c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle işlenmesi
d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi
e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak işlenmesi
f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi
g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi
h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında işlenmesi
i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi
j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla işlenmesi
k) Sigorta bedelini almak maksadıyla işlenmesi
l) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle işlenmesi

(2) Nüfuz Ticareti sınırlı sayı olarak sayılmıştır.



İstirdat Davası


       İstirdat davası İİK md. 72’inci maddesinin altıncı fıkrasından sonraki fıkraları kapsayarak açıklanmıştır.İstirdat davaları; eğerki borçlu kendisine gönderilmiş olan ödeme emrine itiraz etmemiş veya ödeme emrine itiraz etmiş fakat icra mahkemesince itirazı kaldırılmış ise takip kesinleşmiş olacak. Takip keisnleştikten sonra da menfi tespit davası açmamış ise borçlu borcu ödemekle yükümlü olacaktır. Bu durumda borç borçluya ait olmasa bile usulen itiraz veya tedbir alabilme imkanlarını kaçırdığı için borcu ödemekle yükümlü kılınmaktadır. Borcu ödemek zorunda kalan ve borçlu olmayan veyabelirtilen miktarın tamamından borçlu olmayan kişi ödemek zorunda kaldığı borcun kendisine geri verilmesi için istirdat davası açabilecektir. Davayı borçlu olmayan ancak borçlu olmadığı halde borcu ödemek zorunda kalan herkes açabilmektedir. Özellikle beliritlemelidir ki, istidat davalarında genel yargılama ve ispat kuralları geçerli olan bir eda davası niteliğindedir. Daha önce açmış olduğu bir menfi tespit davası var ise bu dava da istirdat davasına dönüşecektir.(İİK md.72/6) İstirdat davası sonunda verilecek olan hüküm kesin hüküm niteliğindedir. Yukarıdaki açıklananları detaylandırmak gerekirse istirdat davasını açabilmenin belli koşulları bulunmaktadır.

Bunlar;
1. Kişinin ödemekle yükümlü olmadığı bir borç söz konusu olmalıdır. Yine borç daha önce ödenmiş ise de ortada olmayan bir borç söz konusu olacaktır.
2. Borçlu olmadığı halde ödeme yapan ve dava açmak isteyen kişi, ödeme emrine itiraz etmemiş veya itirazının kesin olarak kaldırılmış olması ile davayı açmalıdır.
3. Borçlu, borçlu olmamasına ya da borçlu olmadığını ileri sürmesine rağmen ödeme yapmış olmalıdır.
4. İİK md.72/7 “…borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak…” belirtildiği üzere istirdat davasının paranın icra veznesine tamamen ödendiği andan itibaren 1 yıl içerisinde açılması gerekmektedir. Bu süre hak düşürücü süredir. Hak düşürücü süreden kasıt, bu bir yıllık süre geçirildiğinde dava açabilecek hakka sahip olsanız dahi bu hakkı kaybetmiş olmanızdır.
5. Borçlu, gerçekte ödemekle yükümlü olmadıüğğı parayı icra takibinin sonunda ödediğini ispat etmelidir. (İİK md.72/8, c.2)

       Eğerki istirdat davası borçlu lehine sonuçlanır ise, icra takibi sırasında ödediği vorç niteliğindeki ana para ve diğer harç ve giderleriyle birlikte kendisine ödenmesine karar verilecektir. Bununla birlikte davalı olan alacaklı borçlu lehine sonuçlanan bu istirdat davası neticesinde yargılama giderlerinden sorumlu olacaktır. Davanın reddedildiği durumda, davayı açan borçlu haksız çıkmış kabul edilmekte ve açmış olduğu istirdat davasının yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmektedir. Menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğü durumlarda borçlunun davasının kendi lehine sonumlandığı durumlarda borçlu lehine ayrıca tazminata karar verilecektir. Fakat dava borçlu aleyhine sonuçlanmış ise, alacaklı lehine ayrıca tazminata hükmedilmez. Bunun sebebi, takip durmadan devam etmiş ve dava ve takip süresince alacaklının herhangi bir zarara uğramamış olmasıdır. İİK md.72/son “Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir.”

       TTK md.5 hükmünce, ticari uyuşmazlıktan doğan ve konusu bir miktar para olan alacak davalarında arabulucuya başvurmak zorunlu kabul edilmiştir. Eğerki taraflar arasında herhangi bir ticari uyuşmazlık doğmuş ve cebri icra takibi taraflardan biri için başlatılmış ise hakkında icra takibi başlatılan taraf için aslında borçlu olmadığı halde ödeme yapma durumunda bırakılmış ve bir ödeme yapmışsa; istirdat davasını açmadan önce bir arabulucuya başvurulması koşuluna tabidir.




Menfi Tespit Davası


       İİK md.72 hükmünde düzenlenmiştir. Bir tespit davasıdır. Tespit davasından kasıt şudur; alacaklı kişinin talep ettiği borcun hiç var olmadığını veya belirtilen borç değil de daha farklı bir miktarda borcu olduğunu ileri süren borçlu, takip açılmadan önce veya takip açıldıktan sonra alacaklıya karşı bu davayı açabilmektedir. Borçlu tarafından alacaklıya karşı açılmalıdır. İİK md.72/son “Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.”

       Önemli olan nokta, bu davanın borcun alacaklıya geçişine kadar açılmış olması gerekmektedir. Yani borç alacaklıya geçtikten sonra açılamayacaktır. Velevki borç alacaklıya geçti fakat dava açıldı o halde İİK md.72/6 “Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.” Anlaşılacağı üzere dava istirdat davası olarak devam edecektir. Borçlu kişin takipten önce tespit davasını açması takibi durdurmamakta veya önlememektedir. İİK md.72/2 “İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.” Belirtildiği üzere dava açıldığında mahkeme alacağın %15’inden aşağıda olmamak üzere teminatın yatırılması koşulu ile icra takibinin durudulması yönünde bir ihtiyadi tedbir kararı verilebilmektedir. Fakat açıklanmalıdır ki, bu verilen kara takibin yapılmasına engel oluşturmaz, sadece başlamış olan takibin durdurulmasını sağlamaktadır.

       Takip açıldıktan sonra menfi tespit davası açılması durumunda İİK md.72/3 “İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.” Belirtildiği üzere yine takip davanın açılması ile birlikte kendiliğinden durmayacaktır. Bununla birlikte takip öncesinde açılan menfi tespit davasından farklı olarak takipten sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı ile takip kendiliğinden durmayacaktır. Burada para borçludan tahsil edilmiş ise ihtiyati tedbir kararı ile birlikte bu borçludan alınan paranın alacaklıya ödenmemesi için tedbir talep edilebilir. Tahsilatın yapıldığı fakat ödemenin alacaklıya yapılmadığı durumlardan kasıt; haciz yapılmış fakat satış yapılmamış ise veya borçludan para tahsil edilmiş icra veznesinde alacaklıya verilmek üzere depo edilmiş ise vs. gibi durumlardır. Fakat bunun için de yine alacağın %15’inden az olmamak üzere bir teminat yatırılması gerekmektedir. Harçlar, davacının yani borçlunun borçlu olmadığını ileri sürdüğü tutar üzerinden hesap edilerek yatırılmalıdır.

       Açılmış olan menfi tespit davasının kabulü ile yani borçlu lehine sonuçlanması halinde takip hemen durur ve hüküm kesinleştikten sonra da iptal edilir. Dava süresince borçlunun mallarındaki hacizler varsa kalkar, borçlunun malları eğerki satılmış ise satış bedeli borçluya geri ödenir. Buradan şu anlaşılmalıdır ki bu davanın borçlu lehine sonuçlanması aslında borçlunun borcu olmadığını veyahut alacaklı tarafından iddia edilen tutarda borcu olmadığını göstermektedir. Ve mahekem kararı ile kesin hükümle bu durum tespit edilmiş olmakatdır. Borçlu lehine sonuçlanan davanın bir diğer getirisi de dava süresince teminat oalrak yatırılan tutarların borçluya geri ödeneceğidir. Bununla birlikte, borçluyu tespit davası açmaya zorlayan ve açtığı takibin haksız veya kötüniyetli olduğu ortaya çıkan alacaklıdan tespit davasına konu tutarın %20’sinden aşağı olmayan bir tazminata hükmedilir. Fakat buradaki önemli husus bu tazminata hükmedilebilmesi için borçlunun bu talebini mahkemeye sunması gerekmektedir. (İİK md.72/5) Dava alacaklı lehine sonuçlanır ise İİK md.72/4 “…ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.” Şeklinde açıklanmıştır. Anlaşılmalıdır ki aslında borcun varlığı kesin hükümle tespit edilmiş olmaktadır.



Tüketici Hakem Heyeti


       6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 66. Hükmünde Tüketici Hakem Heyetleri, tüketici işlemleri ve tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla kurulan heyetler olarak tanımlanmıştır. Başkanlıkları illerde ticaret il müdürü ve ilçelerde kaymakam veya bunların görevlendireceği bir memur tarafından yürütülmekte olan tüketici hakem heyetlerinin diğer üyeleri ise belediye, baro, tacir/esnaf ve tüketici örgütü temsilcilerinden oluşmaktadır (TKHK md.66). Tüketici hakem heyetleri illerde Ticaret İl Müdürlükleri, ilçelerde Kaymakamlıklar bünyesinde faaliyet göstermektedir. Ancak her ilçede tüketici hakem heyeti bulunmamaktadır. Bazı tüketici hakem heyetlerinin yetki alanları daha geniş şekilde belirlenerek hakem heyeti bulunmayan ilçeleri de kapsayacak şekilde yetkilendirilmiş tüketici hakem heyetleri olarak faaliyette bulunmaktadır (TKHK md.66).

       Tüketici hakem heyetlerinin görev alanını belirleyen aslında tüketici hakem heyetlerine başvuru sınırlarıdır. Bu sınırlar da tüketici uyuşmazlıklarının değerleri açısından her yıl Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yeniden değerleme oranında ilan edilmektedir. Söz konusu uyuşmazlıkların çözümü için 6502 sayılı Kanun’un 73/A maddesi kapsamında sırasıyla dava şartı arabuluculuk müessesesine ve tüketici mahkemelerine; tüketici mahkemeleri bulunmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemelerine başvurulması gerekmektedir. Belirtilen madde de yine yukarıda anlatıldığı gibi arabulucuk şartı getirilmeyen sınırlı sayıdaki uyuşmazlıkları da sayılmıştır. Tüketici hakem heyetine yapılan başvurular başvuru tarih ve sırasına göre en geç altı ay içinde görüşülmekte ve karara bağlanmaktadır. Yapılan başvurunun niteliği, başvuru konusu, mal veya hizmetin özelliği gibi hususlar dikkate alınarak karar süresi en fazla altı ay daha uzatılabilmektedir. Tarafların ivedi inceleme talebinde bulunması ve buna mukabil talebin başkan tarafından uygun görülmesi neticesinde ise başvurular tüketici hakem heyetince öncelikle gündeme alınabilmektedir. Tüketici hakem heyetleri incelemeleri genel kural olarak dosya üzerinden yapılmaktadır. Lakin gerekli görülen hallerde tüketici hakem heyetleri ayrıca tarafların ve/veya bilirkişinin dinlenilmesine karar verebilmektedir.

       Tüketici hakem heyetlerine şahsen veya avukat aracılığı ile başvuru mümkündür. E-Devlet Kapısı sisteminden Tüketici Bilgi Sistemi (TÜBİS) ile tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılabilmektedir. Başvurular, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki tüketici hakem heyetine yapılabilmektedir. Başvurular, uyuşmazlık konusunu içeren dilekçenin, varsa delil oluşturan ilgili belgelerle birlikte tüketici hakem heyetine verilmesi veya sisteme yüklenmesi ile yapılır. Tüketici hakem heyetlerine yapılmak istenen başvurular. Ticaret Bakanlığı’nın internet sitesinde bulunan başvuru formu kullanılmak suretiyle yapılabilmektedir. Başvuru formu kullanılmadan yapılan başvurularda ise kişi, adını, soyadını, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını, adresini ve varsa diğer iletişim bilgilerini, talebini ve Türk Lirası cinsinden uyuşmazlık değeri ile şikayet edilene ilişkin bilgileri yazması/açıklaması zorunludur.

       Başvuruyu yaptınız fakat karar istediğiniz şekilde çıkmadığı durumlarda taraflar, tüketici hakem heyeti kararının tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine, tüketici mahkemesi bulunmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemesine karara karşı itiraz edebilme imkanına sahiptir. Lakin belirtilmelidir ki daha önce karar veren tüketici hakem heyetine itiraz amacıyla tekrar başvuru yapılamamaktadır. Mahkemeye itiraz aşamasında, tüketiciler 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda düzenlenen harçlardan muaf tutulmuştur. Fakat 6100 sayılı kanun uyarınca gider avansı ödenmesi gerekli kılınmıştır. Tüketici hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir. Tüketici hakem heyetlerinin kararları tarafları bağlayıcı niteliktedir.




Tüketici Mahkemesi


       Görev alanı 6502 sayılı kanun ile belirlenmiştir. Bu belirtilen Kanunun 73. hükmüne göre, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalara bakmakla yükümlü olan mahkemelere Tüketici Mahkemesi kabul edilmektedir. Bu mahekemlere başvurabilmek için taraflardan en az birinin tüketici olması gerekmektedir.

       Tüketici kelimesinden, icari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi anlaşılmalıdır. Tüketici işleminden ise, mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem anlaşılmalıdır. (TKHK Md.3) Tüketici açısından ticari amaçla yapılan işlem halinde kişi tüketici sıfatını kaybetmektedir.
Tüketici Mahkemesi’nde dava açılabilmesi için belirli bir parasal değer sınırının aşılması gerekmektedir. Bu sınır ilgili kanun hükmünün güncellenmesi ile her yıl değişkenlik gösterebilmektedir.
Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemelerinde dava açılabilmektedir. Eğer ki, taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı itiraz etmek istiyor iseler, kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilmektedirler. Yapılacak itiraz üzerine Tüketici mahkemesi tarafından verilecek karar kesindir.

       Tüketici mahkemesinin Görevsizlik Kararı dışındaki diğer kararlarına karşı kararının, usulüne uygun bir şekilde taraflara tebliği edilen günden itibaren 2 haftalık süreye tabidir. Süresi geçmemiş ise yapılacak istinaf başvurusu, kararı veren tüketici mahkemesine bölge adliye mahkemesine gönderilmek üzere verilecek dilekçe ile yapılmaktadır. Fakat bu sürece geçebilmek için kanunda sayılan koşulların oluşması gerekmektedir.

6502 sayılı kanunun 73/A hükmünde Tüketici mahkemelerinde dava açmanın bir şartı olarak Arabulucuk kurumundan bahsedilmiştir. Bu hükümde bazı istisnai hususlar dışında dava açma şartı olarak arabulucuya başvurmak gerekliliği belirtilmiştir. İstinasi hususlar ise;
- Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar
- Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar
- 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar
- 74 üncü maddede belirtilen davalar
- Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar
Şeklinde belirtilmiştir.





İnşaat Hukuku. Rekabet Hukuku. İş Hukuku. Yargılama ve Tahkim. Gayrimenkul Hukuku.

01

Şirketler ve Ticaret Hukuku

Şirketler hukuku, Ticaret hukuku bünyesinde yer alan ve ticaret şirketlerinin kurulması, ticaret şirketlerine ilişkin hukuki ilişkileri inceleyen bir hukuk dalıdır.

02

Gayrimenkul Hukuku

Medeni hukuk, eşya hukuku ve borçlar hukukunun alt alanlarından biri olmakla birlikte mülkiyet, kadastro, rehin, ipotek gibi işlemler konusunu ele alır.

03

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku

Bireylerin iş yaşamlarını, işveren ve devlet yönleriyle ele alan ve bireylerin sosyal refahını etkileyecek riskleri önleme ve sosyal güvenliği sağlama amacını taşır.

04

İdare ve Vergi Hukuku

İdare ve Vergi Hukuku, kamu yararını gerçekleştirmek olan idarenin işleyişini ve kişilerle olan ilişkilerini düzenleyen bir hukuk dalıdır.

Şanal Hukuk Bürosu

Büromuz yapısal olarak dinamizm, bilgilerin güncelliği ve uzmanlaşmanın bir arada bulunduğu ilkeler bütününe uygun biçimde hizmet vermek üzere yola çıkmış olup aynı çalışma alanlarında edinmiş olduğu tecrübeleri kurumsal bir kültüre dönüştürmenin öneminin bilincindedir.

Bizimle İletişime Geçin

İşimizin en temel parçası iyi bir hizmet deneyimi sağlamaktır ve ancak açık iletişim ve eksiksiz destek ile bu mümkündür. Amaç ve hedeflerinize en uygun çözümü bulmak için size yardımcı olmaktan mutluluk duyarız. Dilediğiniz zaman bizimle iletişime geçebilirsiniz.